bahar benim ayımmış. hem sonbahar, hem ilkbahar. ağaçlar yapraklarını dökerken geride bırakılanlar yerini yeşerirken olacaklara bıraktı. namluyu çekmeye çalıştılar, beceremediler. zaten böylelerine namluyu verenlerde hata. şimdi yarım kalacak özlemleriyle boğuşsunlar, ben yarım kalan yalnızlığıma veda ederken.
bu arada artık yaşanmışlıklar sözcüğünü sevmiyorum. onlardan kalan izler içinde yaşamak, aynı karede olmak, bir olmak istemiyorum. memnuniyetsiz yazılar yazmakta istemiyorum. birileri okusun, birileri bilsin sancısını hele, hiç istemiyorum.
her şeyin bir amacı varmış. cinnet geçirten tehditlerin, kan kusan duvarların, amına koyulan nevzat'ın, ezan okuyacağım diye anıran hocanın, zamansız ölümlerin ve zamanı geleceklerin... birkaç yıl sonra ölü günlüğü olacak. bırak demiştim kötü hatırlanmayı, kimse hatırlamayacak.
yuvarlak odada köşeyi arayacak, bulduklarında dönmeyi de beceremeyecek bunlar. kapı eşiğinde ayakları yerden kesilirse bol bol konuşurlar. benim dışımda hangi ademoğlunu bulurlarsa tabi. umrumda da değil gerçi. kimsenin olmasın.
yanlış şarkıyı iğrenç sesimle söylettiler bana. korkuyorum anneyi karşı ışıkları geride kalırken defalarca mırıldandım. zorla. doğru şarkı için;
bkz: http://www.youtube.com/watch?v=QJd7c0PbGoE
huzursuzluğu hedefledikleri oyunu öfke patlamaları yaşayarak bitirdiler. ipler benim elimdeydi. şimdi bunları yazıyorum. katil bile olmadan yazıyorum.
saygılar.