"gece çok acayip olaylara gebe. bakırköy'de mental dengesini kaybetmiş 6 genç ve 4 duvar."
hatırlatırım olur olmaz, kafa açmakta üstüme tanımadığım günlerin sonunda. 4 gün 4 gece beklediğimiz insanların hatrına lan! bir saçmaladık ki sormayın... anlattıklarımız birbirine karışmış, ah ne güzel! zevkli paranoyalar! kınıyorum seni, çünkü yaptığın suç! off bana bir şeyler oluyor... kırıyorum hepsini, birer birer... gece uzun! uyuyamayacağını söyleyenlere inat çekilir bir duman. kimse umrumda bile değil. 1 km yolu, tır şoförü edasıyla, alnımdan terler aka aka yürüyebilirim ne de olsa!
- mado'nun önündeyim
- geldik biz
- yoksunuz
- nerdeyiz lan biz?
gülüşünü alıp tablo yapacağını düşündüğünüz birisi, sabahlara kadar karşınızda gülerse; ne varsa geçmişe, 7 dakikada atabiliyorsunuz. deliler gibi "kanka" marka şarabı aramaya kalkarken, kendinizi bir kamyonun tekerleğine tutulmuş halde buluyorsanız, o işte bir iş var demektir. güldüren bir iş. yarın dilerim nutellam elimde, şirin bir eve doğru giderim, mantardan evler, tarçın koksun ama lan! şarkı bitti, kafam açıldı. ha bak, diler miyim devamı olsun mu diye;
lan biriniz penguen gibi yürüyor, biriniz "ay ben gülerim" ifadesiyle bakıyor gözüme, biriniz şarkıya başlıyor-bitirmiyor, biriniz,,,
neyse! velhasıl... ardına hazırlanan methiyeler uzun olduğundan kısasından, düşes bir not düşeyim; "güldüren bir iş; deliriş!"
ben ne zamandır ünlem işaretini bu denli kullanmaya başladım, pöff!
- muraaat! ses ver...
...orda mısın?
(!)
Eylül 02, 2011
müziğin kafayı yedirme hızı
saatte bilmem kaç kilometre.
sesi kıstıkça çoğalan gürültüler bir şeytanı anımsatır. kocaman kulaklıkları olsun hepsinin, kavgaları duymayacak şekilde sarmalasın kulakları. bir nefes kulaklarda, gezinsin dursun bir ömür herkesten uzak. kimin derdi yokmuş, kimin derdi çokmuş düşünmeden, sorgulamadan gökyüzünün neden bu kadar gri, gözlerin neden bu kadar kırmızı olduğunu... yeşilliği nehre yansıyan ağaçların kokusunun eşliğinde, denize nazır ya da yudumlanan bir kahve tadında bir hız. görmeseniz olur onları bir yandan, konuşmasanız bile olur, bunları yazabilecek bir yeti olmayabilir mesela. ancak kulaklar duymazsa diye endişelenmeye başladığım an, bir sinek beynimin içinde vızıldıyor sanki. her şey karanlıktan daha beter, anlatamamaktan daha beter sanki. notalara kapılırken deli düşüncelerle yormak bir beyni... kafaları camın önüne koymak, dudaklarda ilkokullar patlatmak terimleri... hayal ürünleri, sarıdan yapılan çocuklar... renklerle anlatılan haller ve insanlar... müziksiz bir hiçler gözümde. ruhumun değil, benim bile ulaşamadığım bir şeyleri besliyor en derinde... müziğin kafayı yedirme hızı gittikçe artsa bile rahatsız olmaktan ve zarif sorunlardan usanmamak adına sözümü tutarım belki.
sesi kıstıkça çoğalan gürültüler bir şeytanı anımsatır. kocaman kulaklıkları olsun hepsinin, kavgaları duymayacak şekilde sarmalasın kulakları. bir nefes kulaklarda, gezinsin dursun bir ömür herkesten uzak. kimin derdi yokmuş, kimin derdi çokmuş düşünmeden, sorgulamadan gökyüzünün neden bu kadar gri, gözlerin neden bu kadar kırmızı olduğunu... yeşilliği nehre yansıyan ağaçların kokusunun eşliğinde, denize nazır ya da yudumlanan bir kahve tadında bir hız. görmeseniz olur onları bir yandan, konuşmasanız bile olur, bunları yazabilecek bir yeti olmayabilir mesela. ancak kulaklar duymazsa diye endişelenmeye başladığım an, bir sinek beynimin içinde vızıldıyor sanki. her şey karanlıktan daha beter, anlatamamaktan daha beter sanki. notalara kapılırken deli düşüncelerle yormak bir beyni... kafaları camın önüne koymak, dudaklarda ilkokullar patlatmak terimleri... hayal ürünleri, sarıdan yapılan çocuklar... renklerle anlatılan haller ve insanlar... müziksiz bir hiçler gözümde. ruhumun değil, benim bile ulaşamadığım bir şeyleri besliyor en derinde... müziğin kafayı yedirme hızı gittikçe artsa bile rahatsız olmaktan ve zarif sorunlardan usanmamak adına sözümü tutarım belki.
tene bulaşan bir düş
o gece, uyursak uyanamayacağımıza kesinlikle inandırmıştım kendimi.
tene bulaşan düş, geceyi yenemedi.
tene bulaşan düş, geceyi yenemedi.
külden kale yapmak
uyuyor herkes. ben kafamla eğleniyorum, başımın ağrısının derininde dans ediyorum. geceye armağan ediyorum külden yaptığım kaleleri.
eski
bir duvarın arkasına gizlenmiş vücutlar
açmaya korkulur şarkılar
sayısız düşük yapan anneler
bir fahişeyi kollayan babalar
bir iki kağıtla kavga ediyoruz yatağımızda
şehirlerimiz sakin. belki yağmurda gelir, belki yatağıma gelir.
açmaya korkulur şarkılar
sayısız düşük yapan anneler
bir fahişeyi kollayan babalar
bir iki kağıtla kavga ediyoruz yatağımızda
şehirlerimiz sakin. belki yağmurda gelir, belki yatağıma gelir.
ve
çıta void! bomboş, hiçbirinizden umudum kalmadı.
olsun boşluk güzel, olsun ben güzelim, olsun titresin ellerim, olsun öleyim.
ve ölüyorum yine,
ve diriliyorum.
olsun boşluk güzel, olsun ben güzelim, olsun titresin ellerim, olsun öleyim.
ve ölüyorum yine,
ve diriliyorum.
sigara dumanını izlemek
kuru mermer üzerinde sereserpe.. ellerini, kelimelerini kenetlediği gibi, bozabiliyor büyüyü. nasıl olsa dengesiz bir haz olup biterdi hayat. nefesini izlerken boğulursan dumana, öncelerinden farkı olmuyor ve bu yüzden seviyorum seni.
astral seyahat
zihnin tamamen boş olması gerekiyormuş bu seyahati gerçekleştirebilmek için kendimce tespitler yapıp, inanılmaz sikimsonik bir mantık hatası yakalıyorum.
zihnin tamamen -boş- olması, kafanın -dolu- olmasıyla sağlanamaz mı anca?
zihnin tamamen -boş- olması, kafanın -dolu- olmasıyla sağlanamaz mı anca?
coşkun abi ya da anne fönü
"hepiniz sızdınız, köfte gibi uyuyorsunuz di mi? halbuki vakit öğle oldu. hatta o kadar öğle ki, öğle ezanı okunuyor. ezan okunuyor diye müziği kapatmadım.
hastaydım, ateşim çıkmış (38,5). havuç yiyorum (nefis).
gece ve gecenin sabaha bulaşan kısmı, benim vücudumun her yerine cayır cayır ısı taşıyan kanım kadar ateşli olmasa da, sıcaktı. sayenizde.
öperim.
(tanrı sevişenleri korusun)"
hastaydım, ateşim çıkmış (38,5). havuç yiyorum (nefis).
gece ve gecenin sabaha bulaşan kısmı, benim vücudumun her yerine cayır cayır ısı taşıyan kanım kadar ateşli olmasa da, sıcaktı. sayenizde.
öperim.
(tanrı sevişenleri korusun)"
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)