saatte bilmem kaç kilometre.
sesi kıstıkça çoğalan gürültüler bir şeytanı anımsatır. kocaman kulaklıkları olsun hepsinin, kavgaları duymayacak şekilde sarmalasın kulakları. bir nefes kulaklarda, gezinsin dursun bir ömür herkesten uzak. kimin derdi yokmuş, kimin derdi çokmuş düşünmeden, sorgulamadan gökyüzünün neden bu kadar gri, gözlerin neden bu kadar kırmızı olduğunu... yeşilliği nehre yansıyan ağaçların kokusunun eşliğinde, denize nazır ya da yudumlanan bir kahve tadında bir hız. görmeseniz olur onları bir yandan, konuşmasanız bile olur, bunları yazabilecek bir yeti olmayabilir mesela. ancak kulaklar duymazsa diye endişelenmeye başladığım an, bir sinek beynimin içinde vızıldıyor sanki. her şey karanlıktan daha beter, anlatamamaktan daha beter sanki. notalara kapılırken deli düşüncelerle yormak bir beyni... kafaları camın önüne koymak, dudaklarda ilkokullar patlatmak terimleri... hayal ürünleri, sarıdan yapılan çocuklar... renklerle anlatılan haller ve insanlar... müziksiz bir hiçler gözümde. ruhumun değil, benim bile ulaşamadığım bir şeyleri besliyor en derinde... müziğin kafayı yedirme hızı gittikçe artsa bile rahatsız olmaktan ve zarif sorunlardan usanmamak adına sözümü tutarım belki.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder